Saldırganlığın Kapitalist Evrimi

saldırgan - saldırı - savaş - savaşmak - mülkiyet - adem - havva - habil - kabil - kapitalizm - mücadele - savunma - savaş oyunu -

Gözlerinizi açtınız. Ağlıyorsunuz. Karşınızda baş edilmesi gereken bir dünya var. Bunu hisseder gibi çılgınca ağlıyorsunuz. Doktorlar ciğerlerinize oksijen kaçtı ondan ağlıyor diyecekler. Belki de anne karnındaki rahatınız bozuldu. Bu rahatlığı bir daha asla bulamayacağınızı hissettiniz. Karnınızı doyurmanız için savaşmanız gereken bir dünya yok anne karnında, uyumanız için bir yerlerde barınma alanı sahiplenebilmeniz için vermeniz gereken bir mücadele yok. Anne karnındasınız ve sizi hem besleyen hemde koruyan bir yapıyla keyif çatıyorsunuz. Evet ciğerlerinize oksijen kaçtığı an gözleriniz yaşarıyor.

Savaş başlasın.

Doğa ile baş başa kaldığı anda ademoğlu, doğada hayatta kalmanın yollarını, yıkarak, parçalayarak, öldürerek ve saldırarak hayatta kalanları gözleyerek öğrendi. Büyük balığın küçük balığı yediğini gördü. Dişleri daha uzun ve daha sivri olanın dişleri daha minik olanı acımasızca parçaladığını sonra da gölgede kendi kendine kanlı ağız çevresini yalayarak keyif çattığını gördü. Ve doğanın kanununu öğrendi.
Büyük balık olup kendinden küçüğünü ye.

Yavru aslanların kardeşleriyle olan oyunlarını izlemişsinizdir. Bu oyunlar sırasında yavru aslanların pençeleri içeri çekilir ve kardeşine asla zarar vermeyecek bir konuma getirilir. Karşısında hayatını kazanacağı, karnını doyuracağı bir av değil, hayatını nasıl kazacanağını pratiklerle beraber öğreneceği kardeşi vardır. Yavru aslan biraz büyüğünde ava çıkacak ve kardeşiyle oynarken içeri saklanan o pençeler avlayacağı hayvanın derisine saplanıp asla kurtulamayacağı nesnelere dönüşecektir. Yavru aslanın o pençeyi oyunlarda içeri sokmayı, avlanacağı zaman tüm gücüyle avını tutacak hale gelmesini ona koca yeleli babası öğretmemiştir. O davranışı doğuştan getirdiği bir şeylere borçludur.

Kendi türünden bir varlığa saldıran, yani insana saldıran ilk insan kimdi ? Kardeşini öldüren Kabil’i biliyoruz. Peki saldırganlığı, Kabil babası Adem’den genetik kodlarıyla mı aldı? Babası, yani ilk insan bu saldırgan davranışı kimden aldı? Yoksa bu davranış Adem’in doğasında mı vardı? Savaşın icadı ademin dünyaya gelmesi miydi? İlk savaş kime ne içindi?

Hayatta kalmaya çalışan Adem ilk hangi canlıyı katletti de karnını doyurdu? Karnı acıktığında Adem bir canlıyı öldürüp onu midesine indirmeyi nereden öğrendi? Adem ilk hangi canlıya saldırdı?

Bir müzede dünyanın en tehlikeli varlığının bulunduğu belirtilen odaya girdiğinizde karşınızda sadece kendinizi görürsünüz. Koca odada aynadan başka bir şey yoktur. Saldırganlık, dünyanın en tehlikeli varlığının genetik kodlarına yüklenmişti. Doğada var olabilmek, yaşamını sürdürebilmek adına bu genetik kodlar şekilden şekle giriyor, sürekli kendini geliştiriyordu.

İlk insan belki de karnını doyurmaya çalıştığında ilk başta elleriyle bir şeyleri yakalamaya çalıştı. Belki arada sırada bir kaç ot tadıyor ama beğenmiyordu. Gözlerine bir hayvanın iştahla başka bir hayvanı yediği ilişiyor ve belki de ağzı sulanıyordu. İlk başlarda elleriyle yakaladığı şeyi boğarak açlığını giderdi ve yaşamını devam ettirdi. Her şeye elinin yetmediğini gördüğünde yerden bir taş alarak midesine indirmek istediği varlığa ulaştı. Sonra taşlardan sivri aletler, ağaçlardan ucu sivri mızraklar, oklar derken binlerce yıllık saldırganlık devinimi bugünkü akıl almaz teknolojik varlıklara dönüştü.

Bir tuş ile binlerce canlıya karşı üstün ol. Balistik füzeler, güdümlü ve nükleer başlıklı füzeler ateşlensin, savaş uçakları havalansın, tanklar yürüsün, toplar patlasın. Bir tuşa bas maden zenginliği ile coşan topraklara kon.

Doğada yaşam mücadelesiyle, potansiyel saldırganlığını pekiştiren insan karnını doyurmayı öğrendikten sonra karnını doyurmayı garantiye almak istemiş, karnını doyurduğu ve barındığı alanı sahiplenmek istemiştir. Bu sahiplenme çabası mülkiyet kavramını doğurmuş ve kendi türünden varlıklara saldırma davranışı ademoğlunu da bulmuştur.Belgeselleri izlediğimizde bir aslanın başka bir aslan ile mücadelesine sadece bir aslanın sahiplendiği alanı başka bir aslan işgal ettiğinde rastlarız.

“Seni lanet olası kaba sakallı, şu ağaçtan bu ağaca benim beslenme alanım burada sen karnını doyuramazsın burası benim” gibi ilk mülkiyet duygularını içeren cümleleri o günlerde insanoğlu belki konuşarak ifade edememiş ve mülkünü hissettiği alana giren, kendisine benzeyen varlıkları tehlike olarak görmüştür. Tehlikeyi başından savması için, karnını doyurduğu, yaşamını devam ettirebildiği yöntemine başvurmuş ve saldırmıştır.

Kendi beslenme ve barınma alanındaki tehlikeleri saldırarak giderebildiğini gören ademoğlu aynı zamanda saldırarak yeni beslenme ve barınma alanları sahipleneceğini öğrenmiş, daha çok mide doygunluğu, daha fazla yeme hazzı ve daha güzel barınma alanları için gözlerini başkalarının sahiplendiği alanlara çevirmiştir. Ve bu açgözlülük dünyanın binlerce yıldır insandan insana aktardığı bir virüs gibi dünya yok olana kadar devam eden savaşların, açlıkların ve zalimliklerin başlangıcı olacaktır.

İlkel çağlarda daha güzel meyvelerin, daha serin suların, daha güzel ağaçların olduğu alanlara sahip olma çabası günümüzde daha çok paraya sahip olmaya evrilmiş, daha güzel daha fazla haz verici şeylere sahip olmanın yolu daha fazla paraya sahip olmaya bağlanmıştır. Daha fazlalara sahip olması için daha fazla paraya sahip olması gereken insan, daha fazla para için saldırmaya ve ilkel çağlara göre çok daha fazla insanın ölümüne sebep olacak davranışlara girişmiştir. Daha güzel bir şeylere sahip olma çabası, yerini güzel olabilecek her şeye sahip olma açgözlülüğüne bırakmıştır. Vahşi duygularını bastırmak ve kendilerine dahi inkar etmek için bu davranışlarına sebepler bulmuşlar ve ” demokrasi götürüyoruz” ya da “insanlara özgürlük götürüyoruz” gibi ahmakça sloganlar üretip bir topluluğun tüm imkanlarına, topraklarına ve değerli yeraltı madenlerine el koymuşlardır.

Savaşları çıkaranlar ile savaşanlara silah satanların aynı insanlar olması, ilkel çağ insanının başlattığı ve genetik kodlarıyla aktardığı açgözlülük virüsünün sonucudur. Günümüzün en saldırgan insanları, günümüzün en zengin insanlarıdır. Günümüzün en saldırganları, tüm dünyayı sömürülecek alan olarak gören, sömüremediği toplulukları birbirine düşürüp onları iç savaşa sürükleyerek, onlara silah satıp hem canlarıyla hem de mallarıyla el altından sömüren, arada sırada petrolü bol topraklara “özgürlük” götürenlerdir.