Kitleleri Korkularıyla Yönetmek

kitleleri korkuyla yönetmek - korku toplumu - toplumları korku ile yönetme - korku propagandası - propaganda -

Her yerden siren sesleri geliyor. Acaba yıkılan bina oldu mu ? Ama bu küçük depremde yıkılan bina olmaması lazım peki bu siren sesleri de ne?
Korkudan bayılanlar, krize girenler, camdan atlayıp kolunu bacağını kıranlar…

Sonradan duyuyorum arkadaşımın kaldığı yurtta orta yaşlarda bir personelin deprem anında şok geçirdiğini, hastahaneye kaldırıldığı, küçük bir sarsıntıda, yıkıcı 1992 Erzincan depremini yaşayan neslin bilinç altlarında yatan o travmanın ortaya çıkıp tüm benliklerini esir almasını. Sonradan anlıyorum ambulans sirenlerinin acı hatıralar barındıran bir korkunun eseri olduğunu.

Bir gün bir insan çıkıp gelse ve o nesle “bana oy verirseniz depremi önceden haber veren sistemi Erzincan’a getireceğim” dese, 1992 depremini yaşayan hangi Erzincanlı’nın oyunu kapmaz ki?

Toplumu yönlendirmek, sosyal psikolojinin her zaman araştırma konusu olmuştur. Kitle hareketleri, grup normlarının oluşması, etkili propaganda oluşturma, büyük kitle hareketleri gibi konular maliyetli deneylere ve araştırmalara konu olmuştur. Madenleriyle zengin bir coğrafyanın batılı emperyalistlerce nasıl yönetildiğini, ne kadar saçma ve basit bir yöntemle yönetildiğini aynı derecede saçma bir şekilde örneklendireyim.

Her gün akşam saatlerinde geçmek zorunda olduğunuz ıssız bir sokaktan, yine bir gün geçerken karşıdan dişleri ay ışığıyla biraz da açlıkla parlayan saldırgan bir köpek görüyorsunuz ve size doğru hızla yaklaşıyor. Yanında bir köpek ve bir köpek daha… Kitlenip kalıyorsunuz ne yapacağınızı bilemeden. Ve bir “kahraman” beliriyor size doğru yaklaşan köpekleri bir şekilde uzaklaştırıyor. Siz ona minnettar bir şekilde teşekkür ederken o size “varsa 5 lira verebilir misin ihtiyacım var” falan tarzında bir şeyler söylüyor siz de o minnetle biraz da insani duygularla veriyorsunuz.

Bir gün sonra yine aynı sokağa giriyorsunuz yine ıssız ve karanlık içinizde aynı köpeklerle karşılaşma korkusu var gözleriniz birini arıyor değil mi? Ya o köpekler varsa peki o kahraman da yine buralarda mı diyorsunuz onu görseniz içiniz bir nebze rahatlayacak değil mi? Çünkü aynı durumda sizi yine kurtarma ihtimali olan bir “kahraman” o. Tesadüf işte yine aynı köpekler yine aynı kahraman yine aynı minnettar duyguları içeren bir teşekkür sonrası “varsa 5 lira verebilir misin.”
Acaba köpeklerin sahibi kim?

Neyse bunu düşünmeyelim sonuçta o sokağa girdiğinizde gözünüz yine o kahramanı arayacak ve görünce bir oh çekeceksiniz. O mahallede muhtarlık seçimi olsa bu “kahraman” ben muhtar olduğumda hep bu sokakta olacağım dese oyu kime verirdiniz bilmiyorum.

Sömürgeciliğin keşfedildiği zamanlarda sömürenler, sömürmek istedikleri topraklarda silahlı direnişlerle mücadele ediyorlardı. Bu kendilerine sonradan elde edecekleri kazanç ne kadar fazla olsa da pahalıya patlıyordu. Ve bir yöntem buldular. Biz neden sömürmek için savaşalım, onlar kendilerini yönettiğini sansın biz de sadece yönetecek kişiyi seçtirelim. Onların kahramanlarını biz yaratalım dediler. Dirençle karşılaşıp mücadele edeceğimize, oradaki topluluğun desteğini almış ve oradaki insanları yönetecek insanları biz yaratalım dediler.

Bu topluluklara önce korkular aşıladılar. Ve bu korkularından kurtaran kahramanlar yarattılar. Sömürecekleri topraklarda önce baskıcı rejimler oluşturdular, kan ve iç karışıklar yarattılar. Ve bu karışıklıklardan kurtaran “kahramanlar” yarattılar. Ve yer altı zenginlikten çıldıran, yerin üstü fakirlikten ölen bazı topraklara “demokrasi” götürdüler. Savaşlar yaratıp bu savaşlarda o toplulukların gözdesi olan kahramanlar yarattılar. Yaratmak istedikleri kahramanlara karşı bazen cephede savaşı kaybettiler. Kendi emellerine alet edebilecekleri aileleri, toplumun gözdesi yaptılar.

Yanı başımızda petrol çıkan topraklarda hangi ülkelerin petrol şirketleri petrolü işliyor?
Bazı müsait topraklarda önce baskıcı rejimler oluşturdular. Halk ile yönetenlerin uyuşamadığı, halkın benimseyemediği rejimlerdi bunlar. Sonra tüm bu baskıları ortadan kaldırabilen bir kahraman yarattılar. Bu kahramanı parayla destekleyip, medya ile halkın içine sindirdiler. Hatta bu kahramanları halkın benimseyemediği oligarşi tarafından zulme uğramış kimseler de yaptılar. Ki yaratılacak bu kahraman halkın ta kendisi olsun. Halkın sonsuz desteğini arkasına alıp, halk için yürüyor görünsün.

Erzincan’daki olay üzerinden örneklendirecek olursak, 
emperyalist güçlerin elinde  depremi önceden haber veren alarm sistemi değil, deprem yaratan sistem vardır. Yani insanları kurtaran değil, insanlara zararı olan bir sistemdir. Ve bu sistemi o toplumda kahraman yaratırken kullanırlar. Yaratmak istedikleri kahraman  alarm sistemini  harekete geçirir, elindeki deprem oluşturan sistemi  emperyalist güç harekete geçirir. Böylece o toplum için kahraman hazırdır. Bir sonraki seçimde oluşturulan kahraman seçimi kazanır ve Erzincan toprakları üzerindeki madenlere sömürgeci güçler “yasal” yollarla çöker. Tabi Erzincan deprem yaşamış bir bölge olması nedeniyle burada sadece bir örnektir, teşbihte hata olmaz. Lakin, mesela elması bol bazı Kuzey Afrika topraklarında, petrolü bol Arap coğrafyasında sistem bu şekilde işler.

Türk ordusunu sırtından vuran Şerif Hüseyin’in İngilizlerce ne vaatlerle kandırıldığını, Şerif Hüseyin’in Arap toplumunda emperyalistlerce desteklenip Arap coğrafyasında nasıl lider hale getirildiğini ve Arapların yüzyıllarca gölgesinde huzurla  yaşadığı şanlı Türk bayrağını, büyük Türk milletini, din kardeşlerini hangi düşüncelerle sırtından vurduğunu yakın tarihimizden biliyoruz. İngilizlerin sinsice yürüttüğü propaganda faaliyetleri Araplarda bir lider yaratmış ve o lideri aynı propagandayla Osmanlı Devletine karşı ayaklandırmışlardı.

Demokrasinin birileri tarafından götürüldüğü topraklar ile demokrasiyi kendi çabalarıyla kazanan topluluklar arasındaki uçurumu görmek istediğimizde Türk milli mücadelesinin tüm ezilen, sömürülen halklara örnek olmasını anlarız. Çünkü sömürgecilerin yaratmaya çalıştığı korku koşullaması Türk toplumunda çalışmamıştır.Atatürk savaşı cephede kazanır kazanmaz, küllerinden doğan Türk devletinin sömürgecilere asla yem olmayacağını tüm dünyaya 1924 anayasası ile göstermiştir. Vatan toprağı üzerinde hiçbir maden işletmeciliği hiçbir yabancı şirkette bırakılmamış ve tüm işletmeler devletleştirilmiştir.
Her ne kadar Atatürk’ten sonra birileri bu yasaları değişse de…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.